Tanrı’dan Dinlere: Uyanış

Neden Bilmiyorum ama bir şeyleri yanlış yapmaya çok meyilli bir milletiz. Özellikle ideolojik konularda. İçimi sürekli hapur hupur yiyen bir sıkıntı olmaya başladı bu durum. Birkaç ay önce bir foruma “İnanan neye inandığını, inanmayan neye inanmadığını bilmiyor” adlı bir konu açmıştım. Oldukça kısa ifadeler kullanmıştım ama artık içimi rahatlatmanın zamanı geldi.

İnanç mevzusuna ciddi anlamda gireli 1 yıl olacak. Her şey somut anlamda edebiyat dersi için yazdığım Münferit adlı öykümle başlamıştı. 4 sayfa kadar sürmüş, hayatımda yazdığım en uzun yazı olmuştu ama yazarken düşüncelerimi tam anlamıyla aktarmadım. Çünkü okulda bu tarz mevzuların oldukça hararetli bir tartışmaya neden olması kuvvetle muhtemeldi. Biraz taraflı, biraz da iyimser birkaç ifade kullanarak tepki çekmeden kendimi ifade edebilmiştim ama dedim ya bütün düşüncelerimi aktar(a)mamıştım. Bu kalan dürtü, artık bir şeylerin farkına varmam için beni uyarıyordu.

Fark ettiysen hakkımda kısmında, “Sessiz biri olarak bilinirim ama kafamın içindekilerden kimsenin haberi yok.diye bir cümlem var. İşte bu aklımdakilerin patlaması olmuş olabilir Münferit. Bu öykü elbette buz dağının görünen kısmıydı. Görünmeyen kısmı ise oldukça karmaşık.

Tanrım Biliyorum! adlı yazım felsefî düşüncemin ilk meyvesi oldu. Kişilik özelliğim mi bilmiyorum ama her şeyi temelden düşünmeyi seviyorum. Bu yazımda da (Tanrım Biliyorum!) belirttiğim gibi “Sorunun nerede olduğunu bulabilmem için kaseti en baştan sarmam gerekir.” Madem “Neden inanıyorum?” şeklinde sorular zihnimi meşgul ediyor, öyleyse tüm inanç sisteminin üzerine inşa edildiği “Tanrı” kavramından başlamam en doğrusu olacaktı.

Neden inanıyorum

Bu yazımda ayrıntıları okuyabilirsin ama biri ya da kendim “Neden inanıyorsun/um?” diye sorarsa/m, “Bu tür konularda en sevdiğim yöntem tümdengelimdir ama öncelikle şunu kararlaştıralım. Madde ezeli değil, değil mi? Yani bir başlangıcı var, güzel. Şimdi devam edebilirim. Zamanı geri sardığımızda sıfır(0) noktasına ulaşırız. Hatta 1 nanosaniye daha geriye sardın mı yokluk… Daha da geri gidemezsin çünkü zaman da yok oldu. Madde de yok ki Big Bang olsun. Bazı kesim ‘Big Bang bir patlamadır ve patlama olması için iki maddeye ihtiyaç vardır. Bundan dolayı Big Bang’den önce de madde vardır ve onlar ezeliydi.’ diyor. Hawking de dahil birçok kişi Big Bang’den önce bir seyin olmadığını savunur. Kaldı ki maddenin varlığını varsayarak zamanı da varsaymış oluyorlar ve bu Big Bang teorisini rafa kaldırmaktır. Yani kısaca Big Bang öncesine yokluk veya hiçlik diyoruz. Maddenin olmadığı, aynı zamanda bilimin de olamadığı bir süreçten bahsediyoruz ama bir bakıyoruz ki madde var olmuş (Bilimle beraber). Bu oluşum kendiliğinden olamaz. Yani bir şey kendi kendini var edemez. Eğer böyle bir hamlede bulunuyorsa kendisi zaten vardır. Eğer yoksa kendi kendini var etme hamlesi olamaz. Çünkü kendi diye bir şey yoktur. Bu durumda maddeden, dolayısıyla zamandan bağımsız bir var edici veya yaratıcı güce ihtiyaç var. Buna da Tanrı diyorum ve inanıyorum.” cevabını veririm. (Peki sen neden inanıyorsun?)

Teizm mi, Deizm mi?

İlk aşamayı atlatmıştım. Tabi bu süreçte birçok felsefik görüşe rastladım. Hatta felsefik diyerek alanı kısıtlamayayım. Tanrı kavramına farklı bakan birkaç görüşe denk geldim. Uzun bir süre bunlarla haşır neşir olunca bunları iki başlık altında toplayabileceğimizi fark ettim. Deizm ve Teizm. Tanrı’nın varlığı yola çıkmaktı ve ilk yol ayrımına geldim. Bunların temelinde de Tanrı’nın etkinliği söz konusu. Yani yaratıcı evrene müdahale ediyor mu etmiyor mu? Bunun ucu da dinlere dayanıyor. Dinler gerçek mi yalan mı?

Dinlere Tanrı’dan bağımsız, salt bir şekilde bakınca Deist olma ihtimali çok yüksek. Nitekim karşılaştığım birçok Deist bu hataya düşmüş. Oldukça fazla Deist olma hikayesi okudum, çoğu Kur’an’daki çelişkileri mazeret gösteriyor, geri kalanı da Kur’an ile birlikte İncil ve Tevrat’ı da değerlendirmeye almış ama bana hiç samimi gelmiyor. Çünkü hata bulma düşüncesiyle bu işe girişildiğini düşünüyorum. Geçenlerde okuyup bitirdiğim psikolojik bir kitap vardı. Niyet başlıklı yazıda, insanın amacı neyse, kendini neye şartlarsa mutlaka galip geleceği söyleniyordu. Beynimiz bir çeşit dalga yayıyormuş ve kim; görmek, duymak, hissetmek istediği şeylere yoğunlaşırsa bu dalgalar da yoğunlaşarak zihni sadece istenilen şeyler için açıyormuş.

Demem o ki; Ateist veya Deist olma nedenleri sadece kendi kutsal kitaplarını okumak ise doğru bulamam. Elindekinin yanlış olduğu diğerlerinin de yanlış olduğu anlamına gelmez. Ateizm, Deizm ve Teizm Tanrı kavramına karşı alınan tavırlardır. İşte ne bileyim, “Kur’an’ı okudum. Allah çok acımasız, çok kötü. Bu yüzden Tanrı olamaz. Ben Ateistim.” gibi bir savunma yapılabilir mi? Foruma açtığım “İnanan neye inandığını, inanmayan neye inanmadığını bilmiyor” adlı konuda bütün kutsal metinleri okumadan veya görüşleri araştırmadan Ateist olunamayacağını savunmuştum. Peki Ateizm nedir?

Ateizm

İnanalar için Tanrı vardır. Buradan bakınca “Var olan Tanrı’yı inkar etmek” oluyor Ateizm ama oradan bakınca “Hiç var olmamış bir Tanrı kavramını” savunuyorlar. “Eğer Tanrı varsa neden inkar edelim? Öyle bir şey yok.” diye de düşünüyorlar. Kendilerince haklılar. Benim merak ettiğim kısım “Hangi Tanrı modelinin hiç olmadığını” savunuyorlar? Çoğunda materyalist bakış açısı mevcut. İstemeden de olsa bilimi kutsallaştırma var. “Bilimin cevaplayamadığı şeyleri neden Tanrı ile dolduruyorsunuz?” diyorlar da Big Bang’den önce madde yok ki bilim olsun ve cevaplasın. Zaten böyle bir şey bilimden bağımsızdır. Bu noktada bilime sarılmak oldukça boş bir davranış olur. Hiçbir zaman bilimle bilinemez bu. Evren kuantum boşluklarıyla dolu. Çok büyük bir yapının içinde miniciğiz. Benim, “Ateist olmak için bütün kutsal metinleri okumak gerekiyor.” demem hemen hemen bunun içindiydi. Yani mantıkla, felsefeyle Tanrı kavramını reddetmek oldukça zor. Hele hele konu varoluş ise…

Çevremden biri bana Ateist olduğunu söyleyince onun tümdengelim veya başka bir yöntemle bu karara vardığını düşünemem. Muhtemelen İslam’ın veya herhangi bir dinin Tanrı kavramını beğenmemiştir. Eminim ki çoğu Ateist’in başlangıcı bu şekildedir. Müslümansın ve Kur’an’ı okudun. Düşündün düşündün ve mantıksız geldi. Kendinden oldukça eminsin, tamam. Telaş edip hemen “Ben Ateistim/Deistim.” deme. Oturup İncil’i oku, Tevrat’ı oku, Avesta’yı oku. Müslümanken veya başka bir dine mensupken Zerdüşt olamayacağını nerden bilebilirsin? Eğer okuyup, felsefik inançlara da bakarak ben Ateist’im diyorsan inanılmaz saygı duyarım. Çünkü araştırarak ve samimi (Bunca uğraş bunu gösterir) bir şekilde karar vermişsindir. Deizm için de aynı şeyler geçerli. Tüm dinleri redderek kendilerince Tanrı modeli oluşturmak ne kadar tutarlı ve mantıklı olur bilmem ama yine de bir araştırma sonucu kararını verdiyse aynı saygıyı hak etmiştir. Ne olursa olsun bunlar, geleneksel inançlılardan daha değerlidir ve daha çok saygıyı hak ederler.

Müslümanlık

Şimdi de inançlılardan devam edeyim. Yukarıda “İnanan neye inandığını, inanmayan neye inanmadığını bilmiyor” tespiti Türkiye için geçerliydi ve böyle bir tespiti yapmamda Müslümanlar başrol oynadığı için Müslümanlar üzerinden devam etmek istiyorum. Senin de sevdiğini düşündüğüm sokak röportajlarında “Neden Müslümansın?” adlı birçok videoya ulaşabilirsin. Bir kısmı cevap veremiyor, bir kısmı “Allah öyle istedi.” diyor, bir kısmı kültürel olduğunu söylüyor (Bunlar tespitimim dışındadır), bir kısmı da hak din İslam diyor (Yine neden sorusuna cevap veremiyorlar ama konumuz bu değil). Çok üzülmemle beraber eğlenceli de oluyor. Malesef taklidi imandan tahkiki imana terfi edememiş bir toplum var elimizde ve yozlaşıyorlar. Farkında değiller ama İslam’a zarar veriyorlar. Bazı kesimin “Kusursuz olan İslam’dır, Müslümanlar değil.” savunması var. Okuduğum psikolojik kaynaklar, insanın içinde hem iyinin hem de kötünün mutlaka olduğunu söyler ama inanıyorum diyerek dininin emirlerine uymuyorsan böyle bir savunma yapma hakkın yok. Şöyle bir şey de var, inandığı kitabı okumayan kesim toplumun büyük çoğunluğunu oluşturuyor. Ben henüz 17 yaşındayım. İnanç konusuyla ilgilenmem 1 yıla tekabül ediyor. Üzücü bir durum ama artık insanlar bir bilince sahip olmalı.

Nevzat Tarhan, İnanç Psikolojisi ve Bilim adlı kitabında “Bir düşünceye gönülden bağlı olanın, o düşüncenin gerçek olup olmadığına bakmadan inanmasına, inanç yerine, ‘mit’ karşılığı olarak ‘inanış’ demek daha doğrudur. Soyut bir kavrama, beş duyu ile algılamadan akıl yürütme ile inanmaya ‘inanç’ demek daha doğru olacaktır.”(s.19) demekte. Buna göre inanç sahibi insan yok denecek kadar az. Geri kalan kısmın felsefeye cephe almasına şaşırmamak lazım. Sorulardan, sorgulamadan korkuyorlar. Çünkü cevapları yok. Çünkü inanç sahibi değiller. Küçüklükten beri kafirler yanacak, Müslümanlar er ya da geç cennete gidecek düşüncesi empoze edilmiş. Adam her türlü haltı yapıyor ama sorsan Müslüman. İslam’ı çember olarak düşünürsek, bunlar teğet yaşıyor. İslam ile sadece bir noktada ortaklar o da Müslümanım demek. “Müslümanlar er ya da geç cennete gidecek” düşüncesi belki de doğru ama bunu dillendirmek oldukça yanlış. Dillendirirsek, işte günümüz Müslümancılığı oluşuyor.

Başka bir şekilde, insanlar çocuklarının ibadet eksikliğinden söz ediyor, hatta kendilerinde de mevcut bu. İmamların tavsiyesi ise zorlamak ve bol bol dua etmek (“İmanında zayıflık var” teşhisi olmazsa olmaz. Neden acaba?). Bunun tek nedeni vardır, o da kendi iradeleri ile Müslüman olmamaları. Başka açıklaması olamaz. İslam dilden, kalbe ve akla girmemiş ki. Sadece laf. Okuyup, sorgulasa, aklındaki sorulara cevap bulsa; inandığı dini de araştırıp kabul ettiyse içinde barındırdığı ibadetleri de değerlendirip kabul etmiş olur ve zoruna gitmez. İnanış sahibi oldukları için; yatıp kalkmak, aç kalmak, kazandığı paraların bir kısmını başkalarına vermek, taş etrafında dönmek tabi ki anlamsız gelir. Şimdiye kadar yaptıysa da sadece ve sadece gelenek olarak gördüğü için. Zorlamayı saymıyorum bile. Tüm bunların kanıtı olarak, sonradan Müslüman olanların, doğma büyüme Müslümanım diyenlerden daha sağlam olmalarıdır. Hiçbir zaman sekmez. Korkma ya korkma! Soruların varsa sor, araştırmak istiyorsan araştır, sorgula. Eğer doğru dine inanıyorsan ne olursa olsun başka çıkış kapısına varmazsın. Eğer başka bir kapıya vardıysan doğruyu bulmuş olursun. İnanıştan inanca terfi etmenin vakti gelmedi mi?

Yaratılışın amacı

Şimdi devam etmek gerekirse, Tanrı’ya karşı nasıl bir tavır almamız mantıklıdır? Bu soru da oldukça zamanımı aldı. Birçok makale okuyup, video izledim diyemeyeceğim çünkü bu tür konuları araştırmaya değer bulan çok az kişi var. Bunca kısıtlı imkanlar arasında bir sonuca varmalıydım. Düşündüm. Bir Tanrı varsa -ki var olduğuna inandığımı belirttim- tüm bu yaratılış amaçsızca mı gerçekleşti? Yani Tanrı amaçsız mı? Amaçsızlık, bilinçsiz işlerin sonucu değil midir? Öyleyse Tanrı bilinçsiz mi? Kısaca “Tanrı amaçsız mı?” ve “Tanrı bilinçsiz mi?” soruları yeterli olacaktır. Bilincin varlığı için iradenin de var olması gerekmekteymiş. Şimdi de şöyle bir soru akıllara geliyor: Tanrı’nın iradesi yok mu? Bunca şeyin temelinde evrenin amacı sorunsalı yatmaktadır. Tahmin ediyorum ki bu sorular bile evrenin bir amaca yönelik yaratıldığı düşüncesini destekler nitelikte. Peki bu amaç ne?

Buraya kadar gelirken yol üzerinde neleri kararlaştırdım?

  • Tanrı var.
  • Yaratılış var.
  • Evrenin amacı var.

Biz buradayız, yani yaratılmışız ama rastgele değil. Burada olmamızın bir amacı var ve biz bunu nasıl bulabiliriz? Tanrı bizi bir amaç uğruna yarattı. Bizim ise bundan haberimiz yok. Sence de var olmamızın nedenini öğrenmemiz en büyük hakkımız değil mi? Peki Tanrı’nın bizi yaratmasındaki amacını kendisi hariç öğrenebileceğimiz birisi veya bir şey var mı? Yok. Biz neden buradayız? Bilinmeyen bir amaç uğruna var olmaya devam etmek ne kadar adil? Yoksa Tanrı adaletsiz mi?

Futbolcu olduğunu düşün. Kenardasın ve antrenör seni maça alacak ama hiçbir şey söylemedi. Ne taktik ne de bir görev verdi. Oyuna girdin, amaçsız bir şekilde ordan oraya koşuyorsun. Peki bu antrenörün varlığının amacı ne? Ortada bir takım var ve oyundalar. Takımı hem oyuna sokup hem de hiçbir şey söylemezsen antrenörlük sıfatını rafa kaldırmış olursun. Eğer bir futbolcu maçtaysa, ona neden orada olduğunu söylemek zorundasın ki oyun öncesi olduğu gibi oyun sonrası da var olabilesin.

Tanrı’nın hem insanları yaratıp hem de bilgisiz bırakması pek mantıklı gelmiyor. Bunu da geçtim; galaksileri, yıldızları, sistemleri, yasaları, atomları, fotonları, psikonları yaratıp da geriye çekilmesini ihtimal dahilinde görmüyorum. Yaratılan bir şey yaratılmaya muhtaçtır. Yani dışarıdan etki olmadan var olmamıştır. Peki dışarıdan etki olmadan varlığını nasıl sürdürebilir? Bu nedenle aktif Tanrı modelini savunuyorum. Yaratılışın amacı konusunda bir ilham veya rüya gibi enerji dahilinde Tanrı’nın insanlarla etkileşime girmesi çok da uçuk bir durum değil. Dinlerin doğuşu da bu şekilde olmamış mıdır? Bunların sonucunda Teist bakış açısına kendimi daha yakın buldum. Bundan sonrası dinleri araştırmaktı. Alanımı Monoteizm’e kadar daraltarak Tektanrılı dinleri tespit etmeye başladım. Birkaç yüzeysel değerlendirmeden sonra araştırma yapmak için şöyle bir liste hazırladım;

  • Zerdüştlük
  • Yahudilik
  • Hristiyanlık
  • İslam
  • Dürzilik
  • Sihizm
  • Bahailik
  • Kaodaiizm

Şimdiye kadar yaptığım değerlendirmelerde, araştırmalarda bir hata yapmadıysam, tüm bu sürecin sonunda belirttiğim 8 dinin birini benimseyebileceğimi düşünüyorum. Bu yazıyı yazarken de Zerdüştlüğe başlamış bulunmaktayım. İmkanım dahilinde Avesta ile birlikte birkaç makaleyi kullanmayı düşünüyorum. Daha önce de belirttiğim gibi ben geleneksel Müslümandım. Meraklı kişiliğim buna neden olacak ki bu durumdan rahatsız oldum ve araştırmaya karar verdim. Korkulacak bir şey yok. Önemli olan samimiyettir. Önyargını yıkıp bu yola girdiğin zaman çok şey öğreneceksin. Arayıp bulmak mı Tanrı’nın daha çok hoşuna gider, yoksa yüzeysel olarak ‘Ben inanıyorum’ demek mi? Hiçbir şey için geç değil. Bir yerden başla artık!

Hakikat, onu arzu etmeyenin boğazına sarılan bir fahişe değildir. Hatta o kadar çekingen bir güzeldir ki, onun için her şeyini feda etmiş olan bile onun lütufundan emin olamaz.

Arthur Schopenhauer

Reklamlar

Tanrı’dan Dinlere: Uyanış” üzerine 8 yorum

  1. birfakir

    Yazılarını hiç tekrar edip okuyor musun dibi bulanık sular gibi zihninde netleşmeyen fikirler seni kör düğüm yapar. Ufak bir eleştiri yaptım ☺ başarılardilerim

    Liked by 1 kişi

  2. birfakir

    Din ve inanış olgusunu Tanrı mı insanlars ögretti
    İnanca yaşayış yüklemek neye inanacagın konusunda özgür olmaayan bireylere sence yaratici tarafından dikta edilmis olmuyor mu
    Yaratılana x dersen Tanrının x lerinden istediği sence nedir

    Liked by 1 kişi

    1. Bizden Tanrı’nın ne istediğini ancak kendisinden öğrenebileceğimizi belirtmiştim. Yani şu aşamada buna cevap veremem. Çünkü henüz dinleri (kutsal kitapları) araştırıyorum. Bir Müslüman’a, bir Zerdüşt’e, bir Yahudi’ye göre Tanrı’nın bizden ne istediği cevabı değişiklik gösterebilir. Peki hangisi gerçek? Hangisi doğru? Bunun cevabı ise, araştırarak inanmamızdır.

      Beğen

      1. birfakir

        Manide buda da islamda yahudilikte hristiyanlikta hindulukta temel ilkeler vardır. Bunlar
        Yalan söylememek
        İyilik yapmak
        İnsan öldürmemek
        Adın din olan her inancta bu ilkeleri görüceksin
        Bence tanrının ne istediğini tanrıdan ögrenmen gerekmez fakat en son ögreneceğin mecrada adı din olan dogmalardır. Bu konu tamamen kendini açıklaya bilen özellığe sahip. Etrafından kendinden gökten yerden yola çikmani kücük bir tavsiye olarak buraya birakiyorum 😊

        Beğen

        1. Tavsiyeniz için teşekkür ediyorum lakin herkes kendi nefsinden “Tanrı’nın isteği” kriteri belirlese bu kendini kandırma olmaz mı? Bilemiyorum… Mutlak bir doğrunun varlığı bana daha olası geliyor. Sonuçta milyarlarca insan, milyarlarca fikir var…

          Beğen

          1. birfakir

            Mutlaklök ta yine baska bir nefsin dogmalandırmasıyla ortaya çıkıyorsa bu gercek doğru mu olur yoksa baska birinin herangibi bir nefsi mi olur
            Doğruluk evrensellikle yüzlestirilmeli çelişmiyorsa mutlaklık kazanır değilmidir

            Beğen

          2. Doğru olup olmadığını analiz yaparak, araştırarak çözümleyebiliriz. Tanrı’nın insanlarla enerji boyutunda, ruhani olarak iletişime geçme ihtimalinin olduğunu düşünüyorum. Bundan dolayı bu seçeneği göz ardı etmek istemiyorum.

            Liked by 1 kişi

Burada Düşüncelerini İfade Etmekte Özgürsün!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s