Edebiyat

Sahi

Okullar, yaz tatili arasına girince, çocuklar kendilerini sokakta buldu. Tüm yıl, robotlaşma eğitimini başarıyla gerçekleştirmişlerdi. Akılları, gözleri, kulakları, ağızları, başkalarındı; çocukların değil… İradeleri, soruları, hisleri ellerinden alınmıştı. Hiç talep etmediler, merak etmediler ve öğrenmek istemediler. Talebe değil, ruhsuz et yığını oldular… Bir dakika! Biri geliyor, Akın mı?

Esmer, büyük gözlü, kıvırcık saçlı, küçük burunlu; meraklı, sakin, sessiz bir çocuktu Akın. Resim yapmayı, futbol ve basketbol oynamayı, dinlemeyi çok seviyordu ama tek kötü huyu vardı, o da kitap okumaması. Çünkü etrafında bu konuda  örnek alacak birileri yoktu. Aslında daha birinci sınıftı ve okumayı yeni sökmüştü. Buna rağmen meraklı kişiliği kendisini okumaya yönlendirebilirdi. Demek ki bilmediğimiz başka şeyler de var…

Akın doğruca salıncağa koştu. Parktaki en sevdiği oyuncaktı bu. Her salınımda, yüzüne temas eden havaya bayılıyordu. Gözlerini kapatır ve özgürlüğü hissetmeye çalışırdı. Her bir ivmelenme, iç organlarını yerlerinden birazcık kıpırdatarak, Akın’ın tuhaf hissetmesine neden oluyordu. Sessiz, sakin diyorum ama aykırı bir çocuktu Akın. İçindeki volkanlar, fırtınalar dışarıdan belli olmuyordu. Bir nevi düşünceleri var ediyordu kendisini, sessizliğiyle beslenen… Başka bir sıkıntısı da kendini ifade edememesiydi. Hareketli bir içe sahipsin ve bunları boşaltamıyorsun, ne kötü. Kitap okumaması, okumayı yeni öğrenmesi bunun bazı sebepleriydi. Başka ne olabilirdi? Yaşının sınırlarını aşan bir ruha sahipti Akın… Farklıydı.

Salıncaktan inip diğer oyuncaklarla da biraz oynadıktan sonra tek başına yürümek istedi. Park oldukça gürültü barındırıyordu ve aşırı gereksiz temasta bulunuluyordu. Belki de bu isteğinin altında yatan neden buydu, kim bilir…

Burası küçük bir kasabaydı. Yerleşim yapıları dışında vakit geçirilebilecek pek bir yer yoktu. Özellikle çocuklar için… Boş vakitlerinde orayı burayı kazar, yerden buldukları direksiyon benzeri aletlerle arabacılık oynarlardı. Erkek çocuklar içindi bunlar. Kız çocukları için ise bebekten başka seçenek de kalmıyordu.

Bir gün, merkezin dışındaki boş araziye toplu konut yapımı olacağı haberi geldi ve kısa bir süre sonra inşaatlar tamamlandı. Dörder katlı apartmanlar yapıldı ardı sıra… Park ve futbol, basketbol, voleybol sahaları da kendilerine yer buluyorlardı burada. Köy hayatından biraz olsun uzaklaşmak isteyenlerin aklı çelindi, istemeyenlerin de çelinmiştir belki… Işığı gören geldi denilebilecek bir göç yığını oldu oraya, dışarıdan bile… Bundan dolayı kalabalıktı burası. Kasabanın tek göz ağrısı park da burada olunca, gürültü eksik olmuyordu tabi. Bunun nedeniyle hiç uğraşmadan yürümeye devam etti Akın. Yokuş yukarı, ardı sıra dizilen binaların ilkinde oturuyorlardı. Park da en yukarıdaydı. Yürürken fikir değiştirdi ve evine doğru yöneldi. Yaklaşık iki yüz metre yürüdü ve buraya çıkan yokuşlardan birinin başında bazı kişileri gördü. Başta önemsememişti ama yaklaşınca hatırladı.

Buranın yerlilerinden bir aile vardı merkezde. Kalabalık bir nüfusa sahip ama durumları pek iyi değildi. Aile bireyleri, mahzun bir hava yayıyorlardı etrafındakilere. Zararsız, temiz bir yapıları vardı. Herkesçe sevilirlerdi. Bu ailenin en küçük kız, bir de ortanca erkek evlatları vardı. Kız; etli, toplu, sevimli, hareketli, cana yakın bir tipti. Erkek ise; otoritesiz, zayıf, gözlüklü, saf birisiydi. İşte yokuşun başında belirenler, bu iki kardeşti. Akın, oldukça şaşırdı. Çünkü burası merkeze fazlasıyla uzaktı ve bunlar yürüyerek geliyorlardı. Yükseltinin ise daha fazla olduğunu saymadı bile. “Neden,” dedi, kendi kendine meraklı bir tavırla, “Neden, buraya gelmek için bunca yolu çektiler?” Olduğu yerde durarak düşündü. Cevap bulmak istiyordu. Kız kardeş o cüssesine rağmen, sınır tanımaksızın zıplıyordu. Etrafına ise neşe saçıyordu. Çok mutluydu ama abisinin elini tutmayı da ihmal etmiyordu. Yabancı bir yer sonuçta. Bu endişe, yüzünden okunuyordu. Abisine de mutluluğundan bulaştırmıştı. Heyecanlı bir şekilde etrafına bakıyor ve o da yabancı yerde olmanın vermiş olduğu rahatsızlıktan dolayı kardeşinin elini sımsıkı tutuyordu. Anlaşılan, o da heveslenmişti. Bir dakika! Neye heveslenmişti?

Akın durduğu yerden, onların yönelimlerini ve duygularını analiz etti. Bazı belirleyici verileri de analiz edince sonuç çıktı: Bunca eziyet park içindi… Nitekim bunu, yaklaştıklarında ağızlarından da duymuştu. Mutlu edecek etmenlerin peşinden bu denli ısrarlı hareket etmek, Akın’ı değişik ama güzel duygulara sürüklüyordu. Kalbi ısınmıştı sanki. Gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı, verdi ve gülümsedi, tekrar eve doğru yürümeye başladı. Çok kısa bir süre sonra küçük kız ağlamaya başladı. Öyle ağlıyordu ki, sanki başarmak için elinden gelen en fazla uğraşı vermiş, tam başaracakken elinden kayıp gitmiş ve çaresizlik içinde kaybedişini izlediği bir şey varmış…

Abisi dahil, diğer insanlar ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Küçük bir çaba sonunda kızı arı soktuğu anlaşıldı. Bu nasıl bir acı olabilirdi ki bunca ağrıtacak? Başka ne nedeni olabilirdi bunca kahredecek?

Herkes bir anda doktor olmuş, tavsiyeler vermeye başlamıştı. Abisi ise telaşlı bir yüz ifadesiyle hem söylenenleri dinliyor hem de kardeşini sakinleştirmeye çalışıyordu. Akın şaşkınlık ve hayal kırıklığıyla olanları izliyordu. Keşke bir peri olsa da iyileştirse hemencecik kızı ve olabilecek en büyük hayallerinden birine kavuşmasına vesile olsa… Ama olmadı. Başlarına sanki dünyaları yıkılmışcasına bir hal takınarak geri dönmek zorunda kaldılar. Öylesine bir cümle de değil bu. Gerçekten de hayal dünyaları başlarına yıkılmıştı. O an Akın, öyle bir güce sahip olmayı diledi ki, onların yanına hemen gidip bütün acılarını dindirmek ve parka götürüp onları doyasıya eğlendirmek istedi. Akın’ın da hayal dünyası başına yıkılmıştı. Kim bilir, o küçük kız ne zorluklarla ikna etti ailesini buraya gelmek için. Gelirken, kilosundan dolayı kaç defa durup soluklanmış ama vazgeçmemişti. Çünkü bir hedefi, bir hayali vardı, ona ulaşmak istiyordu. Ya abisi? Belki de ömründe ilk defa parka gidecekti. Yaşayamamış olduğu çocukluğunu, belki de ilk defa büyük bir umutla hatırlayabilmişti. Bunca hevese nokta koyan bir tane arı olmuştu sadece. Basit ama etkili bir nokta.

Akın için sıradan olan park, başkasının hayaliydi. Ulaşabildikleri, başkalarının ulaşılmazlarıydı. Bir an kafasına dank etti; sahi, neydi hayatı hayat yapan?

Reklamlar

Burada Düşüncelerini İfade Etmekte Özgürsün!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s